All for Joomla All for Webmasters
HAKKIMIZDA

Pano’nun bir hikayesi var: Dostluklara

"Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alsın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!"

Böyle diyor Ömer Hayyam bir dörtlüğünde, zira şarap denilince akla gelendir Hayyam... Şarap tarihi İ.Ö Hitilere kadara dayanıyor. Çoğu kabartmalarda ve arkeolojik kazılarda bunlara rastlamak mümkün. Belki de tüm bu tarihin parçası bizler için çok da uzakta olmayan tarihi Pano Şarap Evi...

Panayot Papadulos tarafından 1898`de kurulan, şarap gibi yıllandıkça tarihe iz bırakan Pano, Rum bir aile olan ve Samatya’da yaşayan Papadulos’un izini taşıyor. Tüm mal varlığını Pano’yu yapmak için satan Papadulos, yıllar geçtikçe Pano’yu güzelleştirir ve tarihin tek şarap satan binası haline getirir.

Gelir gelmesine ama bu yol oldukça zorludur: Osmanlı topraklarında Rum azınlığın bir üyesi olarak yaşayan Panayot Papadopulos, Bozcaada’dan fıçılarla getirdiği şarabı Beyoğlu’nda başlangıçta gizlice, el altında satmaya başlar, sonrasında da 1898’de Pano Şaraphanesi'ni açar.  Pano, kısa sürede tanınır ve Beyoğlu müdavimleri artık buradan çıkmaz olur.  

Kısaca Perada Pano’dur Panayot’un adı... Şişe dibi gözlükleri olan deri yeleğini yatarken bile çıkarmayan bir adamdır.  Artık Mürefte'den şarap kamyonunun arkasında dev fıçılarla gelir ve mahzendeki Nuh`un Gemisi gibi fıçılara bunları boşaltır Pano, sabah 6'da gelir tulumbaya bir maşrapa şarap döker ve şişeleri doldurmaya başlar. Şişeleri doldurmadan kapıları açmaz.  İlk müşteri her zaman dişci Yervant'tır.

 Kapının Açılmasıyla içeri düşer, şaraba ayırdığı vakitten sebep muayeneye vakit ayıramaz ve kirayı ödeyemediği için tahliye olur. Pano`dan eşyalarını dükkana koyması için rica eder. Pano`da mahzene koyar.  Ama "fazla kalmasın" der. Bir gün diş agrısı tutan bir hasta gelir. Yervant, Pano`dan ışıgı açmasını ister. Birazdan suda isteyecek olur. Hastalar zamanla çogalınca. Pano, Yervant'tan su ve elektrik parasına iştirak etmesini ister...   Mahzen katına taşınan Yerevant, hem hastalarını muayene eder, hem de onlarla beraber şarap içer.  Her şey hoştur ama dönem pek iyi değildir. Bir gün Panayot’un (Pano)  komşularından biri Pano’nun camını kırar. Panayot gidip şikâyet eder,  komşusu da camı taktırmak zorunda kalır. Şikâyet edildiği için sinirlenen komşusu belediyeden tanıdıklarını araya sokar, Panayot’un şaraphanesine giden zabıtalar çeşitli bahanelerle kapatma cezası verir.  Bu duruma çok üzülen Panoyat oracıkta kalpten ölür.  Panayot’un ölümünden sonra akrabaları işletir şaraphaneyi. En son işletmecisi ise Ermeni Emel Hanım’dır. Onun ölümünden sonra Pano 1987’de kapanır.  Ta ki 1997 yılında Fevzi Büyükerol’un Pano’yu restore etmek için satın almasına kadar.

Hikayesi şarap kadar derin olan Pano, yıllar geçtikçe çoğalan dostlukları, çoğalan kadehleriyle aynı yerde hiç ‘eskimeden’ devam ediyor. Panayot’un uğruna öldüğü şaraphane yeniden buluşturuyor dostlarını...  Bu büyülü atmosfer önünden geçen herkeste bir anı bırakan Pano, kuşkusuz Pano’nun gençliğinden bugüne uzun ve derin bir yolculuğa çıkartıyor.

Yüksek tavanı, içeride çalan inceden keman resitali belki de Beyoğlu'nu anımsatan tek güzel şey... Ve belki de yeniden yan yana olmanın zamandır:  ”Kim demiş haram nedir bilmez Hayyam, ben helâli haramı karıştırmam. Seninle içilen şarap helâldir, sensiz içtiğimiz su bile haram...” O halde birlikte şarap içme...